13 Haziran 2012 Çarşamba

Karadeliğe Kısaca Ev Diyelim

Kocaman bir balon yapmak istiyorum, savunma için bu evde. Ya fena bezginim, bıkkınım, sıkkınım. Evden atılmak için dua eder oldum ama o sadece lâfta kalacak bir şey, adım gibi biliyorum. Kulaklarımı tıkayarak yaşamak durumundayım bir süre daha...

Ettiğiniz kavgalarla kendimi dışarı vurmam için körüklüyorsunuz beni desem, bi de üstüne kafa bulurlar benle... Aile katliamı yapan insanları anlamaya başladım. Bu gece yine dişlerimi sıkarak uyumuşum, sabah ağrılarla uyandım... Bir süre hiç sabah olmasa misal, herkes hep uyusa sadece ben uyanık olsam; bir mum yakıp ışığını seyrederek şarkılar söylesem... Ay yok öyle kemikleri etle dolduracak şarkılardan değil, sadece kendi kendimi sonsuzca uyutabilmek için... Biri alnımdan öpene kadar... 

Yine Ereğli maceraları başlıyor ve bir yaz daha öyle geçecek... Hay bin kunduz resmen yirmi küsur yıl! Sinirlerim iplik iplik oldu... Doğadan tek bir işaret bekliyorum, geldiği anda ben yokum; gelmediği şunca süre içinde var mıydım diye de düşünmeden edemiyorum. Fasılalı varlığım... Elimi duvara vuruncaya kadar aslında bu düzlemde olmadığıma öyle güzel inandırıyorum ki kendimi, o esnada yanımda bir başkası olsa o da inanır. Yokum ben, olsaydım başka türlü olurdu, o yüzden yokum. Sokakta yürürken görünmediğimi düşündüğüm lise dönemim gibi. 

Kimse beni göremez çünkü yokum.
Lacivert pelerinimle çokçası bokum

Elimin duvara değip de öte tarafa geçmediğini görünceye kadar yalanıma inanıyorum, sonra hayali tuğlalar, hayali benliğimin üzerine düşüyor... Hayali bir keşmekeş... Hayali tozbulutu, yıkıntı, bok püsür... Noel Baba'nın göremediği çocuk :D Karadeliklere ev diyelim biz kısaca...

...

Yaa aslında başka bir şey geldi şimdi akılma... Arkadaş, küçüklüğümüzde ip atlarken söylediğimiz tekerlemeler ne menem şeylermiş öyle... Afallamaktan kendimden tiksinemedim...


ÖRNEK 1:

o-o-oya
oya gitti maça
maç parası
bacak arası

Gülmekten yorum yapamıyorum....



ÖRNEK 2:

Sevgili seçiminde ağır yaptırımlar, bilişsel goygoy:

kiraz kiraz
gel yanıma biraz
n'apacaksın beni?
seviyorum seni
sevdiğin erkek sarışın olmalı
gözleri mavi denize bakmalı

Neyin özentisi bu hacı? Mavi gözün esrarını söndüreyim mi size bir dakikada... 
Mavi gözün oluşumu eksiklik üzerindendir, nedir bu eksiklik diye soranlara gelsin: renk pigmenti efendim... Bu renk pigmenti eksikliğinde göz güneşe ve daha bilumum parlak şeye karşı hassaslaşıyor ve bu hassaslık sadece bununla da sınırlı değil, çok çabuk bozulur mavi göz. Miyop, hipermetrop, ortaya karışık astigmat... Ama yok ben hâlâ işin öyle bir görüntü kısmındayım ki; isterse 8 derece miyop olsun ama mavi olsun diyenler: her kör satıcının bir kör alıcısı vardır elbet, neden olmasın, güle güle kullanın! Yani öyle ahım şahım bir şey değil, eziyetli.

Lâleli bir içeriye gir... Şeklinde başlayıp, Lâleli ona kadar gelen tekerlemenin ise gizli bir yola işaret ettiği inancındayım nedense... Ama anlatmam yolu, kıçınızla gülersiniz sonra...

Yarın sunum var ama ben yokum.


Gündelik goygoy

Bugün Cağaloğlu'na gittik Ezgi'yla pişerekten, çift vesait gittik ikisi de tramvay... Her sarsıntıda, şiddeti göz ardı edelim, kendimi bir kere daha göçmen hissettim... Boynum ağrıyacak gibi görünüyor klimadan, sanki analarının karınlarında da klimayla yaşıyordu canına yandıklarım. Neyse vardık tıngır mıngır... Gideceğimiz yeri bilmiyorum, neden sokağa çıktığımı da, kardeşim olacak kişiye duyduğum özlem olabilir veya babanın gelmesi halinde anne ve babanın tırtıklaşmaya kaldıkları yerden devam etme ihtimali... Kaçma isteği içimde bir çağlayan, Ezgi'den apartmak gerekirse (o kaçma isteği yerine, gerizekalılığı kullanır ama... farkımız olsun dee mi).

Neyse indik, höttürü höttürü yürüyoruz. Durduk bir ara, Kitabevi adında bir kitap evine girdik. Kitapçı işte bazı bazı ilginç şeyler de var... Böyle incecik bir kitapla kasaya doğru yürüdü Ezgi, ben de gölgesi misali, fiyatını sordu.

Kızın, yaklaşık 75 sayfa dahi olmadığı kanısında olduğum kitaba verdiği fiyat şuydu: "aslında 20TL ama yayınevimizin kitaplarında %50'lik bir kampanya olduğundan kitap 10TL."

Bu uzun cümleye kardeşimin verdiği cevap sanırım oldukça kısaydı: "teşekkürler, almıyorum."

Bu cümleden sonra kızın kardeşime verdiği tepkiyle afalladım, bizle nonnik geçmelerdeydi sanki: "ama sadece 10 lira."

"Kız sen İstanbul'un neresindeeeensiiiiin?" diyebilmeyi isterdim, olmadı tabi. Sadece 10 lira ne demek? 10 liranın bir insan için ederinin göreliliğinden mi bîhaberlik vardır; yoksa kafalar mı güzeldir, güzelleştirilmiştir (zorla da güzellik olmaz ama). Böyle işte, garipsedim. Sonra yine Ezgi'den öğrendim ki: meğersem o sorduğu kitaplar Taksim'de 5TL'ye veya 2,5TL'ye falan satılıyormuş. 

Yorgun hissediyorum kendimi...

9 Haziran 2012 Cumartesi

Rüyama inandım... Gördüğümde yaşım on yediydi. İnanmak istedim, inandım... Gerçek oldu (bkz: yaş yirmi beş [idi o vakit])! Lâhzada defalarca yeniden aşık olmak, hep O'na...



Tolga'nın katılmış olduğu Necmeddin Okyay ok müsabakasındaydık bugün bir grup insan... Gördüğüm en güzel kaftandı o! Süzüle süzüle geldi bizim evlat... Gergindi... Haklıydı ama güzel işler yaptı, zaman geçtikçe o, dehşetengiz derecede göz alıcı işler yapacak... Anneler bilir...

Zihnime zerk olmuş bir varlık var, Utku: benim Müzik'im. İyi ki var, hep olsun, bir sonsuz boyu...

Sinirküpü kardeşimi silah zoruna yakın bir mertebede dışarı çıkardım, iyi geldi ona da. Arkadaşlarımı elimden aldı, diyorum hâlâ gülerek. Hayatların bir noktada değişmesi, değişimin rahatlıkla karşılanabilmesi lâzım. Bu gece onun gibi bir şey vardı sanırım hepimizde.

Mine'yle de Cihan Derya Balık Evi'ne gitmek lazım, çok deli sos yapıyorlar!!! Duy beni Mineeeaa!

Topuklu ayakkabı giydiği günlerde Bilge'nin koluna girmemem lazım, istisnasız düşüyor. Bu arada verdiğin şampuan ve saç kreminin kokusu, neredeyse bir yıldır aradığım, sanırım piyasadan kalkan Jeunesse adlı şampuanımınkine çok benziyor... Ahenkle dans edecek saçlarım, bebek! Ama yarın yıkayacağım, tembellik gırtlağa kadar... Bir de saat gecenin (yoksa yeni günün mü?) ikisine doğru gelirken, ne blem beee, üşür gibi oldum...

Üşümek dedim de ciğer gibi yanmışım bugün, bol bol silverdinlendim... Kızıllığı gidiyor.

Yarın Zeynep'le Minervalardayız... İş var!!!

Yatak beni bekler, yanan burnumda da üşüme emareleri var; e ben yatam!

Bu arada; müsabaka organizasyonu kelimenin tam anlamıyla fecaatti... Önce bir buçuk saate yakın protokol goygoyu yapıldı bok var sanki şemsiye yedirdiklerim... Protokolün kalın enseli tayfası otağda gölgelenirken, okçular güneşin alnında piştiler lan, bu ne menem bir merhamettir. Hele miğferli bir tayfa vardı ki gariplerin beyinleri marine oldu. Zırh giymiş olanlar vardı, zırh etlerine işlemediyse iyidir. Bizim evlat da baştan ayağa siyahlar içindeydi zati, varın siz düşünün... Ayrıca kimsenin adı doğru düzgün okunmadı, şöyle bir ağız tadıyla bunu da izledik diyen kimseye de rastlamadım çünkü kanal muhabirleri boka üşüşmüş sinekler gibi yarışmacıları çekerken ve onlarla röportaj yaparken önümüze etten ve de kameradan duvarlar ördüler. Zaten müsabakanın başlamasından yaklaşık 15-20 dk. sonra protokolün otağdan kısmen sıvışmış olduğu da gözümden ayrıca kaçmadı... Nedir şu protokol dediğiniz hacı? Adamlar kuvvetle muhtemel istemeye istemeye geliyorlar, mümümümümü yapıp bir köşeye çekildikten az sonra da basıp gidiyorlar, ee olmasın protokol, bi yerleriniz mi eksilecek, nedir anlamadım... Ayrıcaaaaa, ata sporumuz bik bik bik dediğiniz okçuluğu salt Osmanlı'ya indirgeyerek, balık hafızasıyla arasında miniminnacık nüanslar olan yurdum kollektif hafızasına neden tecavüz etme gereği duyuyorsunuz? Orta Asya derim, daha da susarım.

Bunun dışında feci eğlendim... izimizi bıraktığımız her yerde!

Tolga, verdiğin oka bakıyorum; ağlamaklıyım; ÇOK GÜZEL LAAAAAN!!!


15 Mayıs 2012 Salı

"Ekmek arası balık mı olurmuş! Tamam balık yenir ama ekmek arasında mı yenir?"

Eminönü'nde otobüse binmeden önce duyduğum son tuhaflık bu oldu. Bunu söyleyen bir teyzeydi...


Onun öncesinde bir adet başka teyze biz B.B ile merdivenlerde otururken, önümüzde durdu, elindeki poşeti açtı ve poşetin içine seslendi: "Yavrum, bi rahat dur; neden öyle yapıyorsun, olmaz ama böyle," dedi. İkimiz de ürktük. Hatta B.B "çocuğu kesip poşete doldurmuş olmalı!" dedi. Tüm iyi niyetimle poşetin içindekinin tavşan veya civciv olmasını diledim, B.B'ye de dilettim; yoksa delirebilirdik.

Bu olaydan az önce de Orhan Gencebay'ın "Batsın Bu Dünya"sını çocuklara ve anne baba tayfasına uyduraraktan söylüyorduk, bir amca gelip bize tempo tuttu...

Zaten bu olaydan önce de Eminönü Ciğercisi'nin karşısındaki banktan, hani ağaçlı olan, kuşların pisleye pisleye sanat eseri ettiği, bir amca ve birkaç teyze tarafından kovulmuştuk... Boş diye yardırdık banka doğru, oturduk... Bir teyze bize: "Alooo! Kuş pisleyecek üstünüze!" dedi, sonra amca gelip, kuşların değil belediyenin kabahatli olduğunu anlatı... anlattı... anlattı ve en sonunda iyice saçmalayarak kuşların kafalarını kopardığımızı ve adamın kendisine de deli dediğimizi iddia etti... Götüm götüm kaçtık, en makul olanı da buydu zaten...

Merdivenlerin orada bir de kedi vardı, hırçın bir erkek sarman, ayrıca da nazlı... B.B'yi ısırayazdı...

Güzel bir gündü...
Bir sonraki tuhaflıklarla yine görüşeceğiz!

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Kurtulmam gerekenler var...

İlki unutmak: bugün Unkapanı'nda olduğumu anlatamadım sevgilime... Nerdesin, dedi; cevab veremedim. Ailemde alzheimer yok bidiğim ama için için korkuyorum.

İkincisi yanlılş okumak: Verenel Derneği'ni "vernel derneği", Şeyh Bedrettin'i "Syd Barret" okumuşluğum, caddenin diğer yanından Yeşilpınar otobüsünü, Zeytinburnu olarak görmüşlüğüm var.

Vehamet gırtlak boyunca...

Ayrıca düğün gecesinde insan ağlatılmaz, düğün ona zehredilmez. Değil mi sevgili üç maymun? "Pek tabii!" Devam edin ama siz, nasıl olsa sikim sonik üssü sikim sonik evrensel kümenize zerrece zeval gelmiyor; kurban olduklarım hepsi birer deus otiossus, hepsinin sicilinde en az bir küçük dağ var... Bana kalsa kurutulmuş bok vermemek lazım böylesine; kıvrana kıvrana, ters dönmüş böcek gibi debelene debelene sürsünler hayatlarını...

Böyle işte... Şikayet etmeye geldim buraya... Şikayetimi edip, soldan soldan tek edeceğim sahneyi...

Dediğim gibi kurtulmam gerekenler var...