Bugün Cağaloğlu'na gittik Ezgi'yla pişerekten, çift vesait gittik ikisi de tramvay... Her sarsıntıda, şiddeti göz ardı edelim, kendimi bir kere daha göçmen hissettim... Boynum ağrıyacak gibi görünüyor klimadan, sanki analarının karınlarında da klimayla yaşıyordu canına yandıklarım. Neyse vardık tıngır mıngır... Gideceğimiz yeri bilmiyorum, neden sokağa çıktığımı da, kardeşim olacak kişiye duyduğum özlem olabilir veya babanın gelmesi halinde anne ve babanın tırtıklaşmaya kaldıkları yerden devam etme ihtimali... Kaçma isteği içimde bir çağlayan, Ezgi'den apartmak gerekirse (o kaçma isteği yerine, gerizekalılığı kullanır ama... farkımız olsun dee mi).
Neyse indik, höttürü höttürü yürüyoruz. Durduk bir ara, Kitabevi adında bir kitap evine girdik. Kitapçı işte bazı bazı ilginç şeyler de var... Böyle incecik bir kitapla kasaya doğru yürüdü Ezgi, ben de gölgesi misali, fiyatını sordu.
Kızın, yaklaşık 75 sayfa dahi olmadığı kanısında olduğum kitaba verdiği fiyat şuydu: "aslında 20TL ama yayınevimizin kitaplarında %50'lik bir kampanya olduğundan kitap 10TL."
Bu uzun cümleye kardeşimin verdiği cevap sanırım oldukça kısaydı: "teşekkürler, almıyorum."
Bu cümleden sonra kızın kardeşime verdiği tepkiyle afalladım, bizle nonnik geçmelerdeydi sanki: "ama sadece 10 lira."
"Kız sen İstanbul'un neresindeeeensiiiiin?" diyebilmeyi isterdim, olmadı tabi. Sadece 10 lira ne demek? 10 liranın bir insan için ederinin göreliliğinden mi bîhaberlik vardır; yoksa kafalar mı güzeldir, güzelleştirilmiştir (zorla da güzellik olmaz ama). Böyle işte, garipsedim. Sonra yine Ezgi'den öğrendim ki: meğersem o sorduğu kitaplar Taksim'de 5TL'ye veya 2,5TL'ye falan satılıyormuş.
Yorgun hissediyorum kendimi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder